Şairin Masalı

Ahmet Telli Şairin Masalı

Şairin Masalı 

ÖNCE SÖZ VARDI ve söz, gücü yarattı. Peygamberler, sözün asıl sâhibinin Tanrı olduğunu beyân ederek, gücün, Tanrı adına kendilerinde bulunmasını istediler. Bütün çabalarını bu uğurda harcadılar. Öyle de oldu ve güç hep peygamberler tarafından oldu. Sözün Tanrı’ya ait olduğunu sananlar da bu egemenliğe boyun eğip, sözün gücü altında kaldılar.

Ne var ki, önce büyücüler, sonra da büyücülerin torunları şairler, sözü paylaşmak istediler. Güce ortak olmak değildi amaçları: Bir çocuk hayranlığı ve şaşkınlığı içinde, sözün ırmağında kulaç atmak istiyorlar ve bu ırmağın bütün bir dünyayı sulamasını düşünüyorlardı.

İşte bu yüzden peygamberler, şairleri sevmediler. Onları sapık ve sapkın olarak nitelendirerek, onların şeytanla işbirliği yaptıklarını ilân ettiler. Bu düşündüklerinde büsbütün haksız sayılmazlardı. Çünkü şairler biâd etmemeyi öğrendiler Şeytan’dan. Daha sonra da gücün karşısında olmayı seçtiler. Şeytan, şairlere sezgiyi de sezdirmişti ki, bu, şairin, bir ütopyayı kurmadaki en temel kazanımıydı.

Şiir, işte orada, sözün ve sezginin soluğuyla yaratıldı…Şairin Masalı Şairin Masalı

*

Şairler, sözün ve sezginin tek sahibi olmayı aslâ düşünmediler. Onları tüm dünya ile paylaşmak gibi bir duyguda oldular. Bunun için de insanlara sezgiyi önerdiler. Sezgiden yoksun bir aklın dünyayı cehenneme çevirebileceğini söylediler.

Şairlere kulak veren kimileri sezgiyi de benimsediler. İşte aklıyla sezgisini buluşturanlar bilmek vadisini keşfe çıktılar ve bilimi kurdular. Denilebilir ki, bilim vadisinde yürünen her koyak,  önce sezginin rüzgârı ile doldu ve onun fısıldayışlarını dinledi.

Ama aklından başka bir şeyi kullanmak istemeyenler de vardı. Bunlar, şairleri hayâlci, olmamışı olmuş gibi gösteren sapkınlar olarak gördüler. Onların sözlerine kulak vermenin saçmasapan bir şey olduğunu söylediler. Haklıydılar belki. Ve zaten haklı olmak onlara yetiyordu. Bu dünyaya sadece ve sadece haklılık koltuğuna oturmak için gelmişlerdi. Bu akıllılara göre sözgelimi Donkişot, zavallı, yalnız, mutsuz ve bir başınaydı.   Aklın durduğu yerde Donkişot, zavallı, yalnız, mutsuz ve bir başınaydı. Aklın durduğu yerde Donkişot, yerden yere vurulmalıydı ve öyle yaptılar zaten. Çocuklarının Donkişot’tan uzak durmasını istediler. Sevdiklerini akılsız davranışları nedeniyle Donkişot’a benzettiler hep. Donkişot’u ancak şairler sevdi, birde düşlerine sahip çıkanlar. Onu, bir şair saydılar. Her şair Donkişot’tan bir şey almıştı çünkü.

Ama galipler, hayâlden yoksun akıllılardı. Böyle olması kaçınılmazdı ve şairler, bu akıllılar karşısında yenilmeyi göze alacak kadar cesurdular. Egemenlik şaire, şiire ve hayâle yakışmıyordu çünkü.

Şiirin payına düşen eşitlik ideolojisi idi ve şiir, hep bunu duyumsatmaya çalıştı.

*

Sözün etkin gücünün gölgesinden asla ayrılmayacak olanlara göre Şeytan, her hileyi düşünürdü. Ama onlar, Şeytan’ın bile aklından geçmeyen bir şey daha düşündüler. Şair denilenlere bir nebze akıl enjekte edilirse, hem onları kurtarmış olurlardı, hem de sözün egemenliği sonsuza kadar sürüp giderdi. Doğrusu bunda başarılı da oldular. Sezgisini ve düşlerini bir gelecek projesi ile ışıklandırıp ütopyasını hayatlarına çağırmayan kimi şairler, akılla donanır donanmaz, sözün gücünü eşitlik ideolojisinden yalıtarak, egemenin yurt dediği alanlara kaydılar. O güne kadar şair, yurt nedir, ulus nedir bilmemişti. Ama artık söz, yurtla tanışmıştı.

Akıllara göre asıl şairler işte bu yurtlanmış olanlardı. Ödüllendirilirdi bu akıllı şairler. Dünyanın her şeye rağmen yaşanacak ve değiştirmemesi gereken bir mekân olarak bilinmesini istediler. Zaman zaman “bu dünya yalan” deseler de, bir sürüngen gibi sarıldılar hayata. Dahası peygamberleri, tanrıları ve tüm egemenlikleri övdüler. Kendilerini ödüllendirenleri daha da fazla övdüler.

Egemen olanın gözü doyar mı? Şair öğütme değirmenleri kurdular. Sonra “en akıllı kim?” yarışması düzenlediler. Akın akın geliyorlardı bu değirmene akıllı şairler. Kül olup savrulsalar da, bu değirmenden şairler hiç eksik olmadı.

Derler ki, dünyanın şurasında burasında birtakım meczuplar dolaşırmış hâlâ ve bunlara şair denilirmiş. Bu meczûplar aslâ ve aslâ egemenlik vadisine uğramazlar; düş kurar, bütün dünyanın iyiliğini isterlermiş. “Sözün gücünü kullanıyorsunuz”, diyenlere karşı ise, ödünç aldıklarını geri verirlermiş.

Ve onlar, dilsizleşmeyi seçmişler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir