Ahmet Telli Haklılığın Yetmediği Yer

HAKLILIĞIN YETMEDİĞİ YER

SİSTEMİN ÖKSELERİNDEN biri de ödüller. Özellikle bilim ve sanat alanında her yıl yenilikler, eklenerek mantar gibi çoğalan ödüllerin ikili karakterinin deşifrasyonu, zaman zaman gündeme gelmişse de, sistem, bu muhalif duyguları bir biçimde bastırmış ve kendi doğrultusunda yürümeyi sürdüre gelmiştir.

Arkadaş Z. Özger için düzenlenen şiir ödülüne karşı, son günlerde ortaya çıkan eleştiriler, sistemin bu öksesine karşı birtakım duyarlılıkları da ortaya koyması bakımından önemlidir sanıyorum. Ne var ki, bu karşı çıkışlar, sistemin ahlâkını deşifre etmesi gerekirken, daha çok, ezberlenmiş kavramların cazibesine yaslanmaktadır.

Üretimin ve pedagojinin buluşturulduğu ve belli rantlar sağlanan ödül mekanizması, yakıcı işlevini kapitalizmin ahlâkı içinde iyice kurumlaştırmıştır. Gerçi çok önceki zamanlarda da ödülün toplum yaşamlarında yeri olmuş ve daima egemen ideolojisiyle el ele olagelmiştir. Öyle ki, kiliseyi benzeyen ve kiliseyi bezediği sürece ressam ile eşit duygularda olduğunu ileri süren egemen ideoloji, İsa’yı kilise ahlâkına göre resmetmeyen ressamı, sistem dışına itmeyi yeğlemiştir. İşte daha burada ikiyüzlülüğün somutlanışı açıkça görülür. Eski Arap ya da Yunan toplumlarından bugüne gelen ödül mekanizmasını hep egemenin bir lütfu olarak süre gelmiş, bu özelliğini de korumuştur.

Ödül konusunda çok geriye gidilmesi bu yazının konusunu değil. Bugüne bakıp, kendi pozisyonumuzu teorize etme oportünizmine düşmeden, ucu kendimize de dokunsa, gerekli deşifrasyonu yapabilmeliyiz, yapabiliriz. Bu süreçte yalınkat öfke krizlerine kapılmanın bir anlamı yok.

Yarışmaların bir kısmı, sistemin resmi kurumlarınca düzenleniyor. Lütûf da bu doğrultuda büyük olabiliyor. Alıcısını küçülten bu sistem içi işleyişte, bu ödüllerin alıcıları, yıldızı sönmekte olanlardır. Resmîdir, parlak düğmelerin altında utancın ve bilinç yoksulluğunun saklandığı bellidir.

Bir de sistem içi örgütlenmelerin düzenlediği ödüller var. Dernek, sendika, vakıf, kültür merkezi, gazete gibi yapılanmalar, ödül mekanizmasını, sisteme bağlılığın bir ifadesi olarak ortaya koyarlar. Resmî olanlarla ayrıldıkları bir nokta yoktur aslında. İnsan hakları, demokrasi gibi genel geçer kavramlarla örtünseler de, özünde sistemi onarıcı bağlamdadırlar. Onların, edindikleri bu türlü kavramlarla mâsum duruşlarına bakarak, yanında yer almak, sistemin, kendi muhalifini kendine râm edişindeki gizil gücü ortaya koyar.

Asıl önemlisi ve şiddetle karşı çıkılması gereken ise, sistemle kendi arasında uzlaşmazlığa  dayalı bir ideolojiyi seçmiş olanların kurumsallaştırdığı ödüllerdir. Bir dar görüşlülüğün mü, yoksa alttan alta sisteme entegreolma isteğinin mi baskın olduğu pek de net olarak belirmeyen bir türlü ödülleri, daha çok yanımızda yöremize bulunanlar düzenliyorlar: Nâzım Hikmet, Yılmaz Güney, Orhan Kemal, Sabahattin Ali, Musa Anter, Arkadaş Z. Özger gibi yaşamları boyunca sisteme karşı muhalif kimlikler, başkaları tarafından sistemin ökselerine mi dönüştürüyorlar? Düşünülmesi gerek. Şu kadarını söyleyeyim ki, sistemden ödünç alınan ne varsa içi boşaltılmadıkça, sistemi yeniden üreten mekanizmalar olarak işlevlerini sürdürecektir. Ödülü sistemden ödünç alarak kullandığınızda, bilmelisiniz ki, bu aracın prospektüsü yine sistem tarafından hazırlanmıştır. Karşı çıkışı, araç analizini yaparak ve kendi amacınıza uygun pratikleri berlirleyerek gerçekleştirebilirsiniz. Böyle olmazsa, “muhalif pratikleri seçikleştiremedik, bir süre daha mevcutla idare edelim” anlayışı ağır basar ki, o zaman araç, sizin amacınızı da belirler.

Diğer yanda ödüle karşı muhalif sanat pratiklerini sadece “ödül egemenliktir, eşitsizliktir” gibi araç analizine dayanamayan kavramları yerli yersiz serpiştirerek yaptığınızı sanırsınız, komik duruma düşersiniz. Üstelik bir de “ödül iptal edilmelidir” buyurganlığının altından kalkmak zorlaşır. Buyurganlık, egemenliğin ta kendisidir çünkü. Kendine kenarda bir yerde yer edinenlerin ahlâkıdır. Yasal mitinglere değil, korsan mitinglere buyrunuz beyler…

Arakdaş Z. Özger ödülün’ne karşı duranların hepsi haklıdırlar. Ama sadece haklıdırlar, o kadar… Eğer bu haklılıkla birlikte:

-Dernek, sendika, vakıf, kültür merkezi gibi egemenlik üreten sistem içi örgütlenmelerin içindeyseniz;

-Dergi, gazete gibi egemen dolaşımın ağına takılmış bir balıksanız;

-Mülksüzleşme bağlamındaki bir yaşam pratiği içinde değilseniz;

-Kitaplarınızdan ya da yazdıklarınızdan rant sağlıyorsanız, haklılığınızın altında ezilebilirsiniz, çünkü bu, çok kolay elde edilen bir haklılıktır.

Madalyonun bir de öbür yüzü var. Hiç değilse ödülün sistemle olan ilişkisinin bilgisine sahip olanların ödüle katılmaması gerekir değil mi? Nerde!.. Ödüllere katılanlar o kadar çok ki, katılmayanları bulmak zorlaşıyor. Kahreden bir cazibe. Masum bir fahişe. Cezbeden bir memnû ilişki. Sokakta kambursuz dolaşanların sayısı o kadar az ki…

Sartre Nobel’i reddetti. Neruda ise aynı ödülü kabullendi. Sartre’ın Nobel konuşması Neruda’nın şiirlerinden daha anlamlı geliyor bana. Arkadaş, TRT ödülü’nü aldı, ama bunu problem etmedi. Mina Urgan, Nokta dergisinin ödüle adaylığını geri çevirmiş ama edebiyatçılar derneğinin ödülünü aldı mı bilmiyorum. Ödül bilgisine sahip tek edebiyatçılar derneği üyesi de mi yok?  Peki o zaman, arkadaş Z. Özger’in dostları, okurları…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir