Ahmet Telli Defolu Yazılar

DEFOLU YAZILAR

PUL KOLEKSİYONCUSU İÇİN hatalı basılmış bir pul, çok değerli bir şey olsa gerek. Böyle bir parçayı elde etmek için bir servet harcayan koleksiyoncuların olduğunu öğreniriz zaman zaman.  Dünyanın belli başlı müzayedelerinde bu türlü koleksiyoncuların inanılmaz ölçüde paralarla aldıkları bu “nadide” parçalar, kimimiz için pek de önemli şeyler olmayabilir. Koleksiyoncu için ise, her şeydir belli ki.

Para koleksiyoncusu için de durum aynı. Ustanın bir anlık dikkatsizliğinden; makineden, kâğıttan veya başka bir etmenden kaynaklanan küçücük bir hata, o parçayı, koleksiyoncuların peşine düştüğü bir nesne durumuna getiriveriyor.

Hatalı bir pul ya da para, benzeri olmayan; tekrar edilemeyecek özelliğiyle tekleşiyor. Âdeta sanat ürünü olup çıkıyor bu nesne. Sanat ürünü de öyle değil mi? Röprodüksiyonla sanat yapıtı arasındaki teklik ve çokluk ilişkisi, koleksiyoncunun en iyi anladığı şey olsa gerek.

Şurası belli: Hata, bir özellik değil; bir özellik kazandırdığında ve özelliğin röprodüksiyonunun yapılamadığı koşullarda sevimli olabilir. Yoksa kim ister hatalı olanı? Günlük yaşamda defolu bir gömleği, “işte benzersiz bir parça” diye alır mıyız?

Defolu bir gömleği giymek nasıl içimize sinmezse, kötü çevrilmiş bir romanı da okumak istemeyiz elbette. Dizgi yanlışlarıyla berbat olmuş bir yazıyı okumaktan keyf almak mümkün müdür? Dikenli bir tarlada çıplak ayakla yürümek neyse, dizgi yanlışlarıyla, bozuk cümlelerle yazılmış bir yazıyı okumak da aynı şey gibi geliyor bana. Özensizliğin, savrukluğun, dikkatsizliğin, okura bir saygısızlık olduğunu düşünüyorum.

Geçen gün bir yayınevine uğramıştım. O soğukkanlı yayıncıyı burnundan solurken görmek şaşırttı beni önce. “Hayrola” demeye kalmadan, “Olmaz ki kardeşim, bu işi yapamıyorsak, yapanlara bırakalım. Kendimize saygımız olmadığı yerde, hangi saygıyı yücelteceğiz, hangi ahlâkı savunacağız?” diye girdi söze. Son bastıkları kitapların birinde çevirmenin adı unutulmuş onu böyle öfkelendiren bu.

Kitaplığımdaki eksik formalı kitapları, ters citlenmiş kitapları, birkaç sayfası basılmamış kitapları anlattım ona. Ama öfkesi hafiflemedi:

“Ben olsam postalardım yayıncısına ya da çöpe atardım” dedi.

Evet defolu gömlek gibi bir şeydi bu kitaplar.

Hatalı kitapların ne antika değeri olabilir, ne de kitaplıklarda bir yeri… Emeğe saygısızlıktır çünkü bunlar.

Peki ürettiği bir şeyin defolu sunulmasından ötürü yaratıcısının hissettikleri nedir acaba? İşin bu yanına bakabilir miyiz?

Şöyle düşünün: Bir öykü yazmışsınız ve bunu, oturup dilekçe yazmak gibi bir şey olmadığını; günlerce, haftalarca zaman alan yoğun emek işi olduğunu inkâr etmek mümkün mü? Defalarca, yeniden yeniden yazdığınız öyküyü ya da şiiri yayıncıya gönderiyorsunuz. Sonra? Sonra bekliyorsunuz yayımlanmasını.

Fakat o ne? Şiiriniz ya da öykünüz sizin adınızı taşıyor ama kendi yazdıklarınızla bağdaştıramıyorsunuz. Dizeler düşmüş, bölümler karışmış, sözcükler sizin seçtiğiniz sözcükler olmaktan çıkmış… Bütün emeğiniz, dizgicinin, sayfa sekreterinin insâfına terk edilmiş.

Ne hissedersiniz?

Ben söyleyeyim:

Dilinizde, damağınızda bir kuruluk. Yutkunma zorluğu. Ellerinizde terleme ve titreme…

Birkaç gün, günlük işinizi bile lâyıkıyla yapamazsınız. Kime kızacağınızı kestiremezsiniz. Açarsınız yayıncıya telefonu; “Oluyor işte, günlerde büroya uğramıştım” gibi insanı zıvanadan çıkaracak, sudan, sorumsuz mâzeretler.

Siz ne hissedersiniz, bilemem ama, bende aynen böyle oluyor. Yazı yazmaktan nefret ediyorum uzun süre. Masalın başına geçiyorum. Yazıyı gönderdiğim yayıncıyı da, yayın organını da seviyordum, ama sevmemeye mi başlıyorum ne?

“Canım büyütme o kadar, ne olacak ölüm yok ya ucunda” falan demeyin, sizi de sevmem böyle derseniz.

Enver Gökçe bir şiirinde şöyle diyordu:

“Mürettip Hasan diye geçme

Ben adamın anasını bellerim

Punto hesabı

Katrat hesabı”

Acı bir gülüşle evetliyorum Gökçe’yi. Dizgicinin insâfı, sayfa sekreterinin umarsızlığı, Mürettip Hasan’ın puntoları, katratı oluyor günümüzde. Ofset hayatlara ofset sorumluluklar…

Ülkede Gündem, 18.10.1997

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir